Kadınların öne çıktığı 10 roman

Kadınların öne çıktığı 10 roman, kadınların okuması gereken kitaplar, farklı kadın karakterleri olan romanlar nelerdir?

Kadınların öne çıktığı 10 roman

Kadınların öne çıktığı 10 roman, kadınların okuması gereken kitaplar, farklı kadın karakterleri olan romanlar nelerdir?

Kadınların öne çıktığı 10 roman
31 Temmuz 2019 - 09:02

İnsanlar; tarihin her döneminde ortaya koydukları sanat eserleri üretme süreçlerinde çeşitli itici etkilere sırtlarını dayamışlardır. En önemli itki kalıcı olabilmektir. İnsanlık tarihi aynı zamanda “ben varım ve buradayım” mücadelesidir. Bu gayenin en önemli aracı da sanat olmuştur. 

Siyasi, ekonomik ve tarihsel süreçlerle paralel ilerleyen sanat 19. Yüzyılın ortalarına kadar bu süreçlerin neticesi olarak “erkek bakış açısı” ile varlığını sürdürmüştür. Ancak son 150 yılın getirdiği değişim, gelişme ve küreselleşme ile aklın, yerleşik değerlere üstün gelmesi kadınları da sanatın öznesi haline getirmiştir. 
Aşağıda hazırlamış olduğumuz kitap listesi kadın ruhunun, duyumsamasının ve hayat algısının ön planda olduğu eserleri içermektedir. 



1 – Beni Asla Bırakma / Kazuo Ishiguro

2017 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Kazuo Ishiguro’ya ait bu romanda alternatif bir medeniyet kurgusunda; organ bağışçısı olmaları için klonlanarak çiftliklerde yetiştirilen insanlar anlatılıyor. Eserde anlatıcı bu klonlardan biri olan Kathy. Roman boyunca Kathy’nin ağzından yetişme sürecini, okul yıllarını, arkadaşlıklarını, bakıcılık yıllarını; çok sakin bir üslupla ve tüm bu “distopik evreni” normal gören bir bakış açısıyla dinliyoruz. 

Eserde Kathy çocuklundan itibaren organ bağışçısı olarak yetiştirilmesine ve nihai sonucun ne olacağını bilmesine rağmen buna karşı koymaz. Ancak sık sık geri dönüşler yaptığı okul yıllarından ve kendisi gibi bağışçı olan arkadaşları Tommy ve Ruth ile olan ilişkisinden yola çıkarak Kathy’nin bu sınırlandırılmış dünyada ve kendisine keskin hatlarla biçilmiş rol içerisinde nasıl da kendini keşfettiğine şahit oluruz. Kathy, roman boyunca hiç sahip olmadığını düşündüğü ruhunu bulmaya ve keşfetmeye çalışır.

“Hiçbiriniz Amerika’ya gitmeyeceksiniz, hiçbiriniz film yıldızı olmayacaksınız. Geçen gün bazılarınızın planladığı gibi, hiçbiriniz süper marketlerde çalışmayacaksınız. Hayatlarınız sizin için önceden kararlaştırıldı. Yetişkin olacaksınız ve sizler yaşlanmadan, hatta orta yaşa gelmeden, hayati organlarınızı bağışlamaya başlayacaksınız. Her biriniz bu nedenle yaratıldınız”

2 – Kırk Yedi’liler / Füruzan

    Füruzan, roman ve öyküleriyle Türk Edebiyatının son 50 yılına damga vurmuş isimlerinden biri. Özellikle 1971 – 1973 arasında bir yıl arayla çıkardığı öykü kitapları yeni bir yol açmış, roman türüne yönelmiş olan okuyucunun dikkatini tekrar öyküye çekmiştir. Eserlerinde, gündelik hayatın zorluklarıyla, yoksullukla, toplum ve aile baskısıyla başa çıkmaya gayret eden kadınları ve bu kadınların kendilerine biçilen rollerden sıyrılmalarını; ustalıklı bir Türkçeyle anlatır.
    Kırk Yedi’liler Füruzan’ın en önemli eserlerinden biri. Hem yazıldığı dönemde ses getiren hem de günümüze hala çokça okunan bu roman, Türk Edebiyatında hem yazar hem de kurgu kahramanı olarak “kadın” olarak var olmanın zirvelerinden biri.
    Eserde 12 Mart dönemini ve bu döneme giden yolda öğrenci hareketlerini, toplumsal sorunları, modernleşme ile gelenek arasında bocalayan insanları 1940’lı yıllardan itibaren anlatan yazar, bunu “cumhuriyet” olgusunu içselleştirmiş bir aile üzerinden anlatır. Dönemin gergin siyasal ortamında; kadın olmayı, öz benliğini koruyabilmeyi, kitleler arasından sıyrılmaya çalışmayı, ana karakter olan Emine üzerinden görürüz. Genç kızlıktan yetişkinliğe geçiş sürecini adım adım takip etiğimiz Emine’nin bu süreçte dönemin siyasal ortamından gelen müdahalelere nasıl direndiği, en önemli alt metin olarak karşımıza çıkıyor. 

“Onlar sana çok, ama pek çok sade, o denli de güçlü bir şey söyletmek istiyorlar. Haklılık duygunu elinden almaya savaşıyorlar. Oysa bilirsin, insanı insan kılan en önemli ayrım adalet duygusudur. Evet, dersen bitişin başlar. O zaman ilerde yaşayacağını umduğun zamanı bile yitireceksin. İşte bağır alabildiğine, kanın akıyor, görünümün inanılmaz çirkinlikte, bozulmuşlukta, bir hurda yığını gibi. Yine de asıl şeyi alamadıkları sürece tam bir bütünsün. Bağır bakalım…” 

    
3 – Kurtlarla Koşan Kadınlar / Clarissa P. Estes


Clarissa P. Estes’in Birkaç yıldır gündemden düşmeyen kitabı Kurtlarla Koşan Kadınlar, tarih boyunca kadın olmanın antropoloji/mitoloji/psikanaliz sentezinden geçirilmesi ile oluşan bir anlatı. Pek çok farklı millete ve farklı tarihsel dönemlere ait; destan, masal, hikâye, roman, mit gibi anlatı türlerinde kadın olarak var olmayı “kurt” imgesi üzerinden anlatan yazar, yol gösterici olarak kullandığı psikanaliz yöntemleriyle de bu imgeyi kadın ruhuyla örtüştürmeyi başarıyor.Yayımlandığı tarihten itibaren onlarca farklı dile çevrilen dünya çapında çok satan bu kitap yakın tarihte yazılmış “kadının tarihselliği” alanında tam bir başyapıt. 

Böylece, kadınlar, gerektiğinde, hapishane duvarlarına mavi gökyüzünün resmini çizebilirler. Çileler yanarsa, daha fazlasını eğirirler. Ekinler tahrip olursa, hemen daha fazlasını ekerler. Hiçbir şeyin bulunmadığı yerlere kapılar çizer, bu kapıları açar, oradan yeni yollara ve yeni hayatlara geçerler. Vahşi doğa sebat edip hüküm sürdüğü için, kadınlar da sebat edip hüküm sürer.”

4 – Aramızdaki Şey / Tomris Uyar


Hepsi de birbirinden ustalıklı yazılmış sekiz öyküden oluşan bu kitap, Tomris Uyar’ın Türk öykücülüğündeki önemini tekrar vurguluyor bize. Yazın dünyamızın en önemli kadınlarından olan Tomris Uyar bu kitabına aldığı öykülerinde farklı hayatların farklı insanlarını yazarken onları eser boyunca birbirine bağlamak için “kırmızı” yı bir ip gibi kullanıyor. Kadın olgusu ile özdeşlemiş bu rengi her öyküde görmek mümkün. 
İlişkiler – duygular – çevre düzleminden hareketle yazılan bu öykülerde kahramanlar 90’lı yıllarda hız kazanan toplumsal dönüşüm süreçlerinde ayakta kalmaya çalışan, hayata ve sevgiye dair ikilemler yaşayan insanlar. 

“Beni kendime ördüğüm kozanın dışına çıkarmaya çalışıyordun, farkındaydım. Senin çabanın işe yaradığı kuşkusuz da benimkinden o kadar emin değilim. Belki bazı kişilikler, kozadan çıkmak istemiyorlardır; o, ölüm kozası bile olsa. Kimin hakkı vardı kişiyi kozasından çıkartmaya?”


5 – Ölmeye Yatmak / Adalet Ağaoğlu


Türk Edebiyatı’nın en önemli kadın yazarlarından Adalet Ağaoğlu’nun Dar Zamanlar Üçlemesinin ilk kitabı olan Ölmeye Yatmak romanı cumhuriyetin ilk yıllarından 60’lı yıllara uzanan süreçte ülkenin ve insanların; geçirdiği süreçleri, kırılmaları, sınıf ayrımını, modernleşme krizlerini Aysel’in anlatımından dinleriz. Sağlam tekniği ve benzersiz bakış açılarıyla Türk Edebiyatının başyapıtlarından biri. 

Aysel, içinde onarılmaz bir kırıklık duyuyor. Yeniden evin kıyıda köşede unutulmuş eşyası olduğunu seziyor. İlk gerçek öfkeyi tanıyor. Dışa vurulmayan, o, insanı içten içe kırbaçlayan, insana kendini aştıran ve durmadan kendini zora koşturan... Eline geçen bu ilk fırsatı ne olursa olsun iyi değerlendirmeli. Kendisinin de bir "kişi" olduğu akıllara yer etmeli. Yer etmeli. Hiç çıkmamasıya...”

6 – Uyandığında / Hillary Jordan

Günümüzde de bazı distopik dizilerde işlenen “kadınların araçsallaştırılması” üzerine kurgulanmış bir Hillary Jordan romanı. Baskıcı yönetimin tüm iletişim araçlarını, bilimsel yöntemleri ve güdüleyerek silah gibi kullandığı kitleleri tasarlanmış bir “ahlak” öğretisinin devamı için kullandığı bir baskı-direniş romanı. 
    
    Bedenleri ve kimlikleri üzerinde hak sahibi olmak için hem sisteme hem de insanlara karşı çıkan iki genç kızın verdikleri mücadeleyi anlatan bu roman yakın dönemin önemli distopya kurgularından biri

“Başını gökyüzüne kaldırıp insanı canlandıran havanın tadını çıkardı, cildini incecik zerrelerle kaplayan yağmuru hissetti. Özgürüm, dedi içinden ama bu düşüncenin saçma olduğunu biliyordu; hiç mi hiç özgür değildi.”

7 – Sergüzeşt / Samipaşazade Sezai


    Samipaşazade Sezai tarafından 1889 yılında kaleme alınan bu romanda çocuk yaşta Kafkas bölgesinden kaçırılarak esir pazarında satılan Dilber’in hikâyesini okuruz. Yeni yeni gelişen Türk romanının ilk örneklerinden biri olan bu romantik eser; kölelik ve cariyelik kurumunun o dönemdeki yerini ve Dilber’in bu sistem içerisinde sıkışmışlığını naif bir üslupla anlatır. 

Zavallı çocuklar! Sizin o mini mini elleriniz Asya vahşetinin ortaya çıktığı ve birkaç asırdan beri insanlığın boynuna dolanan tutsaklık zincirlerini kırmak için değil, belki kendiniz gibi küçük kuşları, güzel çiçekleri okşamak içindir.”


8 – Toprak Ana / Cengiz Aytmatov


    Pek çok eski inanışta kendine yer bulmuş olan toprak – kadın örtüşmesi bu romanda özünü muhafaza ederek mitolojiden sıyrılıp küçük bir Kırgız köyünde kendini tekrar gösterir. Oğullarını savaşa göndermiş bir annenin ayakta kalma mücadelesine; umudu, mutluluğu, özlemi sayfa sayfa takip ederek Cengiz Aytmatov’un ustalıklı diliyle tanık oluruz

“…gerçek mutluluğun da bir rastlantı sonucu olmadığını, yaz yağmuru gibi birden bire başımıza düşmediğini söylemeliyim. Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla, çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk ufak tefek şeylerin birbirini tamamlamasından doğuyor.”

9 – Leyla’nın Evi / Zülfü Livaneli

İstanbul kuşkusuz son yüz yılın değişim dalgalarından en çok nasibini alan şehir. Tarihsel dönemeçlerin hemen hepsinde kendine yer bulan bu şehrin, ustalıklı tasvirlerle dekor yapıldığı bu romanda; değişen dünyada eskiyi ve yeniyi Leyla ve Roxy karakterleri üzerinden adım adım izleriz. Bu iki kadın hem İstanbul’un hem toplumun hem de kadın duyumsamasının öncesini ve sonrasını gösterir bize. 
Zamanla yalılardan apartman dairelerine, boğaziçinden gecekondu mahallerine taşınan İstanbul’un ruhunun adım adım izini süreriz bu iki kadının yardımıyla.

“Leyla genç bir kız olduğunda, artık diğer insanların içine karışamayacak kadar çok şey biliyordu. Yalnız aile geçmişi değil, eğitim seviyesi de onu sıradan eğitim gören çocuklardan ebediyen ayırmıştı. Bilgisi ve görgüsü, bu gibi durumlarda hep görüldüğü gibi, Leyla’yı ömür boyu bir yalnızlığa itecekti.”


10 – Yaralarım Aşktandır / Füruğ Ferruhzad

    Listemiz bir şiir kitabıyla sonlanıyor. Kadın olmanın doğuştan suç sayıldığı, her kadının sadece var olabilmek, kimlik kazanabilmek için bedel ödemesi gereken bir coğrafyadan çıkmış; yeni doğmuş bebeğinden koparılarak sürgün hayatına mahkum edilmiş Füruğ Ferruhzad’ın aşk, özlem ve varlık mücadelesiyle olgunlaştırdığı şiirleri kadın olmanın direnmek olduğunu yüksek sesle tekrarlıyor. 

Korhan ARSLAN
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum